İşgalci İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığını artırması, Hizbullah ile süren çatışmalara rağmen yeni bir işgal endişesini beraberinde getiriyor. ABD’nin arabuluculuk çabaları sürerken, İsrail’in Şakif Kalesi gibi stratejik noktaları kontrol altına alması dikkat çekiyor.
İşgalci İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sürerken, Güney Lübnan’daki mevcut durum bölgenin geleceğine dair yeni tartışmaları alevlendiriyor. ABD’nin arabuluculuk çabalarına rağmen İsrail ordusu, sınır hattı ve stratejik bölgelerdeki varlığını artırıyor. Son gelişmeler, İsrail’in Hizbullah tehdidini gerekçe göstererek geçici bir askeri operasyon yürüttüğü söyleminin ötesinde soruları gündeme taşıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş sonrası bölgede yeni bir diplomatik süreç şekilleniyor. Washington, İran ile temasları ilerletirken, Lübnan dosyası da bu görüşmelerin önemli bir parçası haline geldi. İran, Lübnan’daki çatışmaların sona ermesini geniş kapsamlı bir anlaşmanın şartlarından biri olarak görürken, İsrail ise Hizbullah’ı etkisiz hale getirmeden bölgeden çekilmeyeceğini belirtiyor.
Son haftalarda yaşanan gelişmeler bu ayrışmayı net bir şekilde ortaya koydu. ABD destekli ateşkes ve müzakereler sürerken, İsrail Güney Lübnan’daki operasyonlarını genişleterek Şakif Kalesi gibi sembolik öneme sahip bölgeleri kontrol altına aldı. Hizbullah ve İran ise İsrail’in Lübnan’dan çekilmesini herhangi bir uzlaşmanın ön şartı olarak görüyor.
Güney Lübnan’daki mevcut tartışma, yalnızca İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalarla sınırlı değil. Asıl soru, İsrail’in güvenlik gerekçesiyle yürüttüğü askeri varlığın geçici olup olmadığıdır. Litani hattından Şakif Kalesi’ne uzanan gelişmeler, İsrail’in Güney Lübnan’da yeni bir fiili durum oluşturup oluşturmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Güney Lübnan’daki mevcut durumu anlamak için bölgenin yakın tarihine bakmak gerekiyor. Litani Nehri, İsrail ile Hizbullah arasındaki mücadelenin merkezinde yer alıyor ve onlarca yıldır sınır, güvenlik, işgal ve direniş tartışmalarının odağında bulunuyor. İsrail, 1978 ve 1982 yıllarındaki Lübnan saldırılarında Litani hattını temel güvenlik sınırı olarak görmüştü.
1982 işgalinin ardından Güney Lübnan’da oluşturulan ve yıllarca süren ‘güvenlik kuşağı’, İsrail’in bölgedeki en önemli stratejik aracı haline geldi. Tel Aviv yönetimi bu uygulamayı sınır güvenliğiyle açıklarken, Lübnan tarafı bunu fiili işgal olarak değerlendirdi. Litani Nehri’nin yeniden gündeme gelmesi, Lübnan’da geçmişe dair hafızaları canlandırıyor.
İsrailli yetkililerin son aylardaki açıklamaları da bu tartışmaları güçlendirdi. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ordunun Litani Nehri’ne kadar uzanan bölgede güvenlik düzenlemelerini sürdüreceğini ve Hizbullah’ın bu hatta yaklaşmasına izin verilmeyeceğini belirtti. İsrail bunu sınır güvenliğinin gereği olarak savunurken, Lübnan’da amaç yalnızca sınır güvenliği ise neden bazı stratejik noktaların kalıcı şekilde kontrol altında tutulduğu sorusu öne çıkıyor.
Bu sorunun merkezinde Şakif Kalesi bulunuyor. Yüzlerce yıllık geçmişe sahip kale, bulunduğu yüksek konum nedeniyle Litani havzasının önemli bir bölümünü gözetleme imkanı sağlıyor. İsrail’in 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilmesinin ardından kale, Hizbullah’ın İsrail’e karşı elde ettiği önemli kazanımlardan birinin sembolü haline gelmişti. İsrail’in yıllar sonra kaleyi yeniden kontrol altına alması, Lübnan’da siyasi bir mesaj olarak yorumlandı.
İsrail’in Litani hattı boyunca yürüttüğü faaliyetler ve stratejik noktaları kontrol altında tutması, bazı uzmanlar tarafından geçici bir askeri operasyonun ötesinde değerlendiriliyor. Güney Lübnan’daki köylerin boşalması, tampon bölge tartışmaları ve İsrail’in çekilmeye ilişkin net bir takvim sunmaması, bölgede yeni bir fiili durum oluştuğu yönündeki yorumları artırıyor. Tartışılan konu, İsrail’in Güney Lübnan’da ne kadar süre kalacağı ve savaş sonrası tablonun kalıcı bir güvenlik kuşağına dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
İsrail, Güney Lübnan’daki askeri varlığını Hizbullah’ı sınır hattından uzak tutma gerekçesiyle açıklıyor. Tel Aviv yönetimine göre Hizbullah’ın sınıra yerleşmesi, İsrail’in kuzeyindeki yerleşimler için doğrudan tehdit oluşturuyor. Ancak sahadaki tablo, bu açıklamalardan daha fazlasını gösteriyor. İsrail’in kontrol ettiği alanlar sadece geçici çatışma noktalarıyla sınırlı kalmıyor; stratejik tepeler, köy çevreleri ve gözetleme noktaları da İsrail ordusunun varlığını sürdürdüğü bölgeler arasında yer alıyor. Bu durum, Güney Lübnan’da geçici bir güvenlik önleminden çok daha kalıcı bir işgale doğru yol alındığına işaret ediyor.
Lübnan açısından bu tablonun en ağır sonucu sivillerin dönüşü meselesidir. Çatışmalar ve İsrail’in askeri faaliyetleri nedeniyle birçok köy boşalmış durumda ve bölge halkının önemli bir kısmı evlerine dönemiyor. Bu durum, İsrail’in sahadaki varlığının yalnızca askeri değil, demografik ve siyasi sonuçlar da doğurduğunu gösteriyor. Tampon bölge tartışması bu nedenle kritik önem taşıyor. İsrail’in Hizbullah’ı sınırdan uzaklaştırmak amacıyla kalıcı bir askeri hat kurması, geçmişteki güvenlik kuşağı deneyimini hatırlatıyor. 1980’lerden 2000 yılına kadar süren eski güvenlik kuşağı, İsrail tarafından sınır güvenliği gerekçesiyle savunulmuş, ancak Lübnan’da uzun süreli bir işgal düzeni olarak görülmüştü.
Benzer bir hafızanın canlanması, İsrail’in ateşkes ve diplomatik girişimlere rağmen sahadaki askeri varlığını sürdürmesiyle ilgili. Lübnanlı aktörler bunu yalnızca güvenlik önlemi olarak okumuyor; aksine, Tel Aviv’in savaş sonrası Güney Lübnan’da yeni bir nüfuz alanı oluşturmaya çalıştığı yönündeki değerlendirmeler güçleniyor. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) geleceği de tartışmanın parçası haline geldi. UNIFIL’in sahadaki dengeyi sağlama kapasitesi sınırlı kalıyor. İsrail’in askeri faaliyetleri, Hizbullah’ın silahlı varlığı ve Lübnan ordusunun sınırlı kapasitesi, Güney Lübnan’da güvenliği kimin sağlayacağı sorusunu karmaşıklaştırıyor.
Güney Lübnan’da yaşananlar, yalnızca İsrail-Hizbullah çatışmasının devamı olarak değerlendirilemez. Bölgenin kimin kontrolünde olacağı, sivillerin evlerine dönüp dönemeyeceği, Lübnan devletinin güneydeki etkinliği ve İsrail’in çekilip çekilmeyeceği gibi sorular, savaş sonrası düzenin temel başlıkları haline geliyor. İsrail’in güvenlik gerekçesiyle sürdürdüğü askeri varlık kalıcılaşırsa, bu durum yalnızca Lübnan için değil, tüm bölge için yeni bir kriz anlamına gelebilir. Güney Lübnan’da kurulacak yeni bir fiili düzen, İran-Hizbullah hattından İsrail’in kuzey güvenliğine, ABD’nin diplomatik girişimlerinden bölgesel ateşkes arayışlarına kadar birçok dosyayı doğrudan etkileyecektir.
Güney Lübnan’daki gelişmeler, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalarla açıklanamayacak bir noktaya gelmiş durumda. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş sonrası şekillenen yeni diplomatik sürecin de önemli başlıklarından biri Lübnan. Washington bir yandan İran ile temasları sürdürürken, diğer yandan Lübnan cephesinde yeni bir tırmanışın önüne geçmeye çalışıyor. İran, İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını daha geniş bölgesel denklemden ayrı değerlendirmiyor ve Tahran yönetimi, Lübnan’daki gelişmelerin kalıcı bir uzlaşmanın önemli başlıklarından biri olduğunu vurguluyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, “Lübnan’daki ateşkes, savaşı sonlandıracak nihai bir anlaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. İsrail ise Hizbullah tehdidinin devam ettiğini savunarak Güney Lübnan’daki askeri varlığını sürdürmekte kararlı görünüyor. Bu nedenle Güney Lübnan’daki mevcut durum, sınır çatışmaları üzerinden değil, savaş sonrası ortaya çıkan yeni bölgesel dengelerin nasıl şekilleneceği üzerinden okunuyor.
Yorum Yap